Şiirin Özellikleri Nelerdir?

2009-08-06 19:28:00
Şiirin Özellikleri Nelerdir?




Cagimizin ve gunumuzun siirini yalnizca daha iyi, daha yakindan tanidigimiz icin degil, butun caglarin siirlerine kendimizinkinin sisleri arasindan baktigimiz icin, siir derken modern siiri anlatmak istiyoruz. Modern siir, artik hikayeden ayrilmis olan, gelisen burjuva sinifinin, cevresinin bilincine varmasinda ozel bir rol oynamis olan siirdir.

Bu modern siirin – iyisinin degil, herhangi bir modern siirin – kendine ozgu temel ozellikleri nelerdir? Yunan siirinin temel ozelligi olan Mimesis (taklit), burjuva siirinin temel ozelligi degildir; Mimesis burjuva hikayesiyle oyununda gorulur.

Bugun, anlayanlarin gozunde bir sanat olarak siiri meydana getiren temel ozellikler sunlardir :

a) Siir ritimlidir

Herhangi bir dilin “dogal” ritminden ayri ve ustunde olan siirsel ritim, koklerini iki kaynaktan alir :

(1) Ritim daha kolay bir ortak bildiri yolu saglamakta, dolayisiyla siirin kolektif yapisini guclendirmektedir ve siirin icinde dogdugu toplumsal cevrenin izidir. Bunun sonucu olarak ritmin yapisi, siirin icgudusel ya da coskusal ozu ile bu coskunun kolektif olarak kendisini gerceklestirdigi toplumsal iliskiler arasindaki kusursuz dengeyi ustaca ve duyarli bir yolla dile getirir. Boylece insanin kendi icguduleriyle toplum arasindaki iliskiyi degerlendirmesindeki herhangi bir degisiklik, hazir buldugu ve dolayisiyla bir sair olarak su ya da bu yonde degistirdigi vezin ve ritim aliskanliklari (convention) karsisindaki tutumunda yansir, Ingiliz burjuva siirinde vezin teknigi karsisindaki tutumda gorulen bu degisiklikleri bundan onceki bolumlerde genel cizgileri icinde incelemis bulunuyoruz, “serbest vezin”e dogru son gidisin, insan kendi toplumsal iliskilerinin kontrolunu tamamen yitirdigi icin, butun toplumsal iliskileri korukorune bir yadsimayla terketmek gibi son anarsik burjuva girisimini yansittigi da acik bir gercektir.

(2) Bu bizi siirdeki burjuva celiskisinin ozel bir yuzuyle karsi karsiya getirir : ritmin kolektif bildiriyi ve coskuyu kolaylastirmasiyla. Insan vucudunun, dis olaylarin gecici (arizî-casual) karakteri ile ego (benlik) arasinda bir ayirici cizgi meydana getiren, zamani ozel ve dolaysiz bir tarzda oznel olarak algiliyormusuz gibi gosteren birtakim duzenli dogal hareketleri vardir (nabiz atisi, soluk alma, vb). Bu yuzden herhangi bir ritmik hareket ya da eylem bilinc alanimizin fizyolojik ogesini cevresel oge karsisinda ustun duruma getirmekledir. Bu, coskusal ice dogru donus diye adlandiracagimiz ve bir matematik problemi uzerinde ugrasirken olagelen ussal icedonuse karsit tutacagimiz kendine ozgu bir cesit icedonus yaratir. Ussal icedonuste ritime yer yoktur.

Ritim bir ortak senlikteki insanlari ozel bir tarzda, hem fizyolojik hem de coskusal olarak birbirine yaklastirir. Daha once de gormektedirler birbirlerini, ama ozlenen bir araya gelis degildir bu. Tersine, birbirlerini o kadar acikca goremez olunca, herbiri kendi ic karanligina cekilip ayni fizyolojik ve ogesel (elemental) vurusu paylasinca, iste o zaman, birbirlerini ayni gercek algi dunyasinda gormenin birliginden farkli ozel bir grup birligine ulasirlar. Bilincsel birligin karsiti olan icgudusel birliktir bu; nesnel birligin karsiti olan oznel birliktir. Coskusal icedonuste insan genotipe (genotype), her insanda asagi yukari ortak olan ve yasam boyunca dis gerceklik tarafindan degistirilen ve kendine uydurulan icguduler topluluguna doner.

Bu coskusal ice donus, kendi basina bir toplumsal olgudur. Insanlar tum olarak ayni icgudu donanimini tasidiklari icin toplumun duzenli isleyen bir butunlugu vardir. Insanin hazir buldugu uretim iliskileri, icine girdigi cevre, toplumsal olarak onun bilincine bir bicim verir, ayni zamanda herhangi bir toplumda birligi saglar. Biri ilkel Avustralya kulturu, oburu ise modern Avrupa kulturunde dogmus olan iki es genotip’in birbirinden farkli olacagi ve daha sonra birlikte buyutulseler bile bir tek toplumsal karmasigi (complex) meydana getirmeyecekleri dogrudur. Ama ayni kulturde dogmus olan bir maymunla insan da cevre kosullarinin benzerligine ragmen farkli olurlar ve ayni karmasigi meydana getirmezlerdi. Icgudu ile kulturel cevre arasindaki bu celisme toplum icin mutlak onemdedir. Onun cozumlemekte oldugumuz bicimi nasil kapitalist toplumun gelisimini etkiliyorsa, bu genel celisme de tum toplumun gelisimine olumlu etkide bulunur. Dilde, bu celisme ussal icerik ya da sozcuklerle ifade edilen nesnel varlik ve coskusal icerik ya da ayni sozcuklerle ifade edilen oznel davranis arasindaki zitlikla belirir. Dilin dogusu gibi insanin Doga’yla mucadelesinde ortaya ciktiklari icin ikisini birbirinden ayirmak olanaksizdir. Ama bilim (ya da gerceklik) birincinin ozel alanidir; siir (ya da yanilsama) ise ikincinin ulkesidir. Demek ki bir bakima siir, toplum icin, insanin Dogayla mucadelesi gibi bassiz ve sonsuzdur.

Bu, siirin kendinde, kendi icine cekilerek hemcinsleriyle coskusal bir birlige giren insan bicimini alir. Dolayisiyla burjuva sair kendi bireyligini dile getirdigini, ruhunun en dip kosesindeki sanat dunyasina girerek gerceklikten kactigini varsayarken, gercekte ussal gercekligin toplumsal dunyasindan coskusal beraberligin toplumsal dunyasina geciyordur. Burjuva sair (sandigi gibi) anti-sosyal olunca ve kendisini tamamen “sanat icin sanat” dunyasina adayinca, Mallarme’nin L’Apresmidi d’un Faune’u ve Apollinaire’in Alcools’undeki gibi, ritmi gittikce daha goze carpici ve uyutucu olur. Burjuva ancak anarsist asamaya gecip de burjuva toplumu butunuyle yadsiyinca, sozcuklerini yalnizca kisisel cagrisimlarla secince ritim ortadan kalkabilir, cunku sair artik obur insanlarla ortak icgudulere sahip olmak gibi toplumsal bir bagdan bile korkmakta ve bu yuzden yalniz beyinsel bir baskalik tasiyacak sozcukleri secmektedir. Cok guclu coskusal cagrisimi olan sozcukler secerse bu, guclu bir ritmin uyusturuculugu (hipnoz) ile birlesince, onu insani icgudulerin ortak derinligine gomecektir. Gercekustuculerin, acayip cagrisimlari ne kadar kisisel olursa olsun, coskusal degil de ussal olan sozcuk bilesimleri secme teknigi de buradan gelir. Nihayet bu, ancak dilden ve anlamdan ayrilmakla mumkun olur, cunku bilincin butun icerikleri temelde hem genetik, hem de cevresel bakimdan toplumsaldir.

Boylece, ritim siir icin temeldir ve “Ritim uyusturucudur, asiri duygululuk yaratir” ya da “Vezin kaliplari toplumsal normlari ifade eder” gibi basit formullerle bir yana itilemez. Ritmin anlami taribsel’dir ve herhangi bir belli zamanda, toplumun temel celiskisinin dilde ortaya cikisina baglidir.

b) Siirin baska bir dile cevrilmesi zordur

Cevirilerin siirin aslinda uyandirdigi kendine ozgu coskunun pek azini aktarisi siirin temel ozelliklerinden biri olarak bilinir. Bir ceviriyi okuduktan sonra siirin yazildigi dili ogrenmis olan herkes soyler bunu. Olcu yeniden yaratilabilir. “Duygu” denen sey eksiksiz cevrilebilir. Ama o cok ozel siirsel cosku kaybolur. Fitzgerald’in Rubailer’i ya da Pope’un Ilyada’si gibi ceviriler iyi siir iseler gercekte yeniden yaratmalardir da ondan. Yeniden yaratilan siirsel coskunun ise siirin aslinin uyandirdigina benzerlik tasidigi durumlar pek enderdir.

Bunu, siirdeki herhangi gizemli bir askin nitelige yormaya hakkimiz yok. Boyle olabilir de, olamaz da. Sozcuk oyunlarinin ozel bir karakteristigidir bu. Siirin temel ozelliklerinden biridir. Hic kimse, Savas ve Baris gibi ya da Budala gibi buyuk romanlarin cevirilerinin, Ingiliz okuyucusuna asillarindaki her seyi verdigini ileri suremez. Ama bu eserlerin cevirilerinde bile tasidiklari olaganustu guc, ornegin Inferno’nun ya da Odiseus’un cevirileriyle karsilastirildiginda bize gosterir ki romanin onemli estetik nitelikleri ceviriyi – siirin niteliklerinin yapmadigi bir tarzda – yasatmaktadir. Kuskusuz, bicimsel olcu kalibinin aktarilmasindaki guclukten gelmemektedir bu. Tersine – ki bu cok kez gormemezlikten gelinen bir noktadir – Fransiz siirinin bicimsel olcu kalibi siir seklindeki Ingilizce cevirilerinde buyuk olcude yeniden kurulabilir; Fransiz duz yazisindaki vurgusuz konusma ritmiyse Ingilizce duz yazi cevirilerinde ayni derecede korunamaz. Ama, bir yabanci sairden, az da olsa bir tad almak isteyen elestirmenler, sozcuk sozcuk yapilmis bir duzyazi ceviriyi, olculu ceviriye ustun tutarlar.

c) Siir usa aykiridir

Siir tutarsiz ya da anlamsiz demek degildir bu. Siir dilbilgisi kurallarina uyar ve genellikle bir sey aciklayabilir, yani soyledigi seyler ayni dilde ya da baska dillerde farkli duzyazi bicimleri halinde soylenebilir. Ama Spinoza’nin felsefesi bir izleyicisi tarafindan aciklandiginda Spinoza’nin felsefesi olarak kalirken; ya da Tolstoy’un bir romani baska bir dile cevrildiginde yine Tolstoy’un romani olarak kalirken; peri masali kim anlatirsa anlatsin ayni peri masali olarak kalirken, bir siirin aciklanmasi, aslinin ayni ifadelerle de yapilmis olsa, artik ayni siir degildir – belki siir bile degildir. “Ussal” (aklî – rasyonel) sozcuguyle, insanlarin, cevrelerinde gorur gormez kabul ettikleri duzenlere uygunlugu kastediyoruz. Bu anlamda bilimsel kanitlar ussaldir; siir, degildir. Ama dilde cevresel uygunluktan ayirdedilebilir bir baska ortak taraf ya da toplumsal uygunluk oldugunu gormustuk. Bu, coskusal ya da oznel uygunluktur. “Ic gerceklikle uygunluk” diyelim buna. Yine siirin bu temel ozelliginin onun ritmik bicimiyle bagli oldugunu da gormustuk. Oyleyse, aciktir ki siir cevresel uygunlugu bakimindan usa aykiridir, cunku coskusal uygunlugu bakimindan ussaldir ve bu iki uygunluk bicimi arasinda bir celiski vardir. Bu celiski tek basina varolan bir celiski degildir : bu uygunluklar dilin icine girmistir cunku yasamin kendinde vardir. Gercekte siir, insanin coskulariyla cevresi arasindaki celiskinin : insanin Doga’yla mucadelesinin gercek ve somut bicimini alan celiskinin bir yuzunun dile gelisinden baska bir sey degildir. Siir bu mucadelenin bir urunu oldugu icin tarihsel gelisiminin her asamasinda insanin cevresiyle olan etkin iliskisini kendi alani icinde yansitir.

Plato, Ion’dan yaptigimiz alintida siirin bu turden usa aykiriligini belirtir. Shelley’in : “Siir aklin etkin gucune bagli olmayan bir seydir,” derken soylemek istedigi de buydu.

d) Siir sozcuklerle kurulur

Basmakalip bir soz gibi gorunebilir bu; ama hemen her zaman ve her firsatta, bilmesi gerekenlerce unutuluyorsa, hicbir sey basmakalip degildir. Ornegin, Matthew Arnold der ki: “Siir icin fikir her seydir; gerisi bir yanilsama, kutsal bir yanilsama dunyasidir. Siir coskusunu fikre baglar; fikir olgudur. Bugun dinimizin en guclu yani onun bilincsiz siiridir.”

Son cumlenin bir gercegi carpittigini biliriz. Ama ilk ikisi o kadar karmakarisiktir ki daha sonraki bolumler Arnold’un iyi bir sanatci olarak siirin onemli bir yanini belirttigini gostermesine ragmen bu cumlelerin gercek anlamini secmekte gucluk cekeriz.

Shelley de su daginik sozleri soyler : “Dil, renk, bicim, din ve eylemlerdeki uygar aliskanliklar tum olarak siirin arac ve gerecleridir; konusmanin, etki’yi neden’in esanlamlisi olarak kabul eden yaniyla butun bunlar siir diye adlandirilabilir.”

Bu daginikligin altinda, siirin insanin toplumdaki gercek varolusu ile ortaya ciktigi hakikati yatmaktadir.

Bir de soyle der Shelley : “Sairlerle duzyazicilar arasinda bir ayrim yapmak cok bayagi bir hatadir… Plato aslinda bir sairdi. Lord Bacon bir sairdi… Bir siir, kendi dis gercegi icinde ifade edilen hayatin imgesinin ta kendisidir…”

Burada, hicbir sey gizlemeyen bir daginiklikla konusur Shelley. Bacon bir sair degildi. Bu abartmali sozler, burjuva ekonomisinin gelismesiyle “saf ve temiz iliskilerin” bir kenara atilisinin saire bir asagilik duygusu vermeye basladigi bir zamanda siiri hakli cikarma girisimleridir.

Mallarme’nin ressam arkadasina ogudu cok unludur : “Siir sozcuklerle yazilir, fikirlerle degil.” Bu, bizim ileri surdugumuz olumlu ozelige, dogrulayamayacagimiz olumsuz bir ozellik ekler. Siir elbette ki fikirler, yani zihinsel imgeler uyandirir, yoksa sesten baska bir sey olmazdi. Bu yuzden biz burada kendimizi su oneriyle sinirliyoruz : “Siir sozcuklerle kurulur.”

Okuyucu bu temel ozelligin gercekte bir onceki temel ozellikten : “Siirin baska dile cevrilmesi zordur” ozelliginden dogdugunu gorecektir. Cunku siir yalnizca fikirlerle, yani dinleyicide yalnizca fikirler uyandirma amaciyla yazilmis olsaydi, bir baska dilde kafada ayni fikirleri uyandiran sozcuklerin secilmesiyle cevrilebilir olurdu. Boyle olmadigina gore, sozcuk, uyandirdigi fikirden ayri birtakim ogeleri de tasimalidir icinde sozcuk olarak. Dolayisiyla nesnel olarak sozcuk demek olan ses-simgesinin ya da kara kara isaretlerin kendi iclerinde ozel bir buyu tasidiklarini soylemeksizin siir, romandan ayri bir tarzda sozcuklerle yazilir, diyebiliriz. Gercekten de sozcuk, fikirden baska, ceviriyle dile getirilemeyen ozellikte duygusal bir “cosku” yaratir.

e) Siir simgesel degildir

Basmakalip bir soz soylemis olmakla suclanamayiz artik. Tersine, alisilagelen ideal siir kavrami belli belirsiz simgesel bir sey oldugu icin basmakalipligin tam tersini ileri surmus oluyoruz belki de. Ama siirin usa aykiri olusunun hemen ardindan, zorunlu olarak, onun simgesel olmayisi gelir.

Sozcukler simgeseldir derken neyi kastederiz, onlarin yalnizca simgeler olduklarini, baska bir sey olmadiklarini mi? Sozcuklerin kendilerinin bir sey olmadigini, onlarla degil onlarin gosterdikleri seylerle ilgili oldugumuzu kastederiz. Ornegin, bir matematikci sekiz arti dokuz esittir on yedi diye yazdigi zaman sozcuklerin kendileriyle degil deneysel gerceklikte rastlanan birtakim genellestirilmis siniflarin siralanisi ile ilgilidir. Cunku kullandigi sozcukler simgeseldir; yani cumle, kisisel anlamdan aritilmis oldugu icin hangi sozcukler kullanilirsa kullanilsin tamamen ayni gecerlige sahip olurdu. Ornegin gosterilen siralama islemleri Fransizcada, Almancada ya da Italyancada farkli sozcuklerle de anlatilsa bir matematikci icin tamamen ayni olurdu; cunku sozcuklerin kendileri gercek matematiksel siralanis islemlerini temsil eden keyfî bir anlasma (convention) olarak kabul edilir. Yukardaki ifade 8 + 9 = 17′ye cevrilse, cumle, matematikcinin gozunde yine de yeteri kadar anlamlidir. Hatta daha da ileri gidebiliriz : yarinin matematikcileri anlassalar da 8′in yerine 9′u, 9′un yerine 8′i ve 17′nin yerine 23′u koysalar, arti isareti yerine eksi, esit isareti yerine buyuktur isaretini kullansalar, 9 – 8 L 23 cumlesi simgesel olarak 8 + 9 = 17 ile ifade edilen deneysel islemlerin tam ifadesi olurdu. Ama yarin butun sozcukleri kaldirsak da Ingilizce sozlukteki her sozcuge bir numara verseydik, Hamlet’in bir konusmasindaki siirsel icerik, bir sira numara ile ifade edilemezdi. O icerige ulasmak icin numaralari aklimizdan yine asil sozcuklere cevirmek zorunda kalirdik. Evrensel bir matematik dilinin gelismesini mumkun kilmis olan matematigin simgesel dilinin son derece cevrilebilme kabiliyeti boylece simgesel olmayan siirin cevrilmezligiyle zitlik icinde bulunmaktadir. Bu evrensel matematik dili lojistik ya da simgesel mantiktir.2

1 Sozcuklerin bu gostericilik ozelligi uzerine Ogden ve Richards’in “Anlamin Anlami” adli eserinde guzel bir tartisma vardir.
2 Peano tarafindan bulunmus ve Russell ile Whitehead tarafindan gelistirilmistir. Ek: “Principia Mathematica”. Bulucularinin umutlarini gerceklestirememistir henuz.

Siir, niteliklerinden bir kismi baska bir dile aktarilabildigi olcude bir simgecilik (sembolizm) ogesi tasiyor demektir.

Yine gorduk ki, siir, nasil ussal uygunluktan yoksun olmasina ragmen coskusal uygunlukla dolu ise, ayni sekilde, dis simgecilikten – dis nesnelerle iliskiden – yoksun olmasina ragmen ic simgecilikle – coskusal durumla iliskiyle – doludur. Yani her gercek sozcuk hem bir dis iliskiyi hem de oznel bir durumu gostermektedir. Boylece bilimsel kanit bir deger yargisi tasimaktadir; onu atmak olanaksizdir. Bu yargilar ancak lojistikte atilabilir. Siirse, icinde dis nesnelerle bir iliski tasir – hem onlari atmak hem de siir olarak kalmak olanaksizdir.

Bir bilimsel kanittan, lojistige indirgemek icin, butun deger yargilarinin atilisi gibi, butun dis iliskiler de siirden atilirsa siir ne olur? “Anlamsiz” ses olur; ama coskusal iliskilerle dolu bir ses – baska bir deyisle muzik olur; muzikse, lojistik gibi, cevrilebilir ve evrenseldir. Yani goruyoruz ki, siirin ozelligi olan iliski ile coskunun birbiri icine karismasi birbiri icinde kaybolmasi demek degildir; bu karisma icgudu ve cevre zit kutuplari arasindaki bir diyalektik iliskiyi, kokleri Ingiltere, Fransa ya da Atina’nin gercek somut toplumsal yasamindaki bir iliskiyi ifade eder. Siir, dibe cokmus toplumsal tarihtir, insanin Doga’yla mucadelesinin coskusal alinteridir.

f) Siir somuttur

Bundan onceki olumsuz ifadeye denk dusen olumlu bir ifadedir bu. Ama somutluk, simgeselligin otomatik olarak ters anlami degildir. Ornegin, simgesel bir dil, ozel karsisinda geneli yadsiyarak somuta daha cok yaklasabilir. Aritmetik, cebirden daha somuttur, cunku simgeleri daha az genellestirilmistir. Iki simgesinin, iki tuglanin yerini tuttugu, iki at, iki insan vb. icin baska simgeler gerektiren bir matematik simgeciligi, varolan matematiksel simgecilikten dupeduz daha somut olurdu; ama daha az simgesel olmazdi, cunku keyfi isaretlemeye bakarak yine de alisilmis (conventional) ve algiya acik olurdu. Ama surasi da aciktir ki, simgesel bir dil somutlastikca agirlasir, hantallasir. Iki insan birbirinin ayni olmadigina gore kusursuz bir simgesel dilde mumkun her insan cifti icin farkli simgeler bulmak gerekecekti.

Matematigin genelligi dis gercekligin bir genelligidir; dolayisiyla matematigin ozel’ligi de dis gercekligin bir ozel’ligi olmus olur; ve dis gerceklik icinde nesnelerin sayisi sonsuz olduguna gore matematik genel olmak zorundadir. Matematik, en genellestirilmis sey oldugu icin dis gerceklikle ugrasmada en elverisli bir aractir. Yalnizca siralamalarla, yani siniflarla ugrastigi icin evrenin sonsuz ozel’ligiyle bas edebilir. Sonsuz’lugun matematikte o kadar cok karsimiza cikisi bir rastlanti degildir.

Siirle karsilastirin bunu. Onun vatani oznel tavirlardir. Yani bilinc alani, gercek nesnelerle, onlar karsisindaki oznel tavirlardan ibarettir. Bu gercek nesneleri en genel tarzda siralamakla matematik sonsuz’a : butun dis gercekligi kavrayabilen bir tek simgeye varir. Ama siir butun bu oznel tavirlari en genellestirilmis tarzda siralarsa ego’ya : butun oznel gercekligi kavrayabilen tek simge olan ego’ya varir.

Gercekte soyut olan, oznel gerceklige bakarak genellestirilmis olan muziktir, siir degil; tipki dis gerceklige bakarak matematigin soyut olusu gibi. Muzikte cevre kaybolur gider, ego buyur, genisler, butun dram onun duvarlari icinde gecer. Matematik, distan soyut ve genellestirilmistir; muzikse icten.

Ama siir bilimsel kanit gibidir, “katkili”dir. Coskulari gercek nesnelere baslanmistir ve bu onlara bir kendine ozguluk verir. Gerceklik, ego’nun gorusu icinde dolanip durur. Bu demektir ki siir, tipki bilimsel kanitin somut ve ozellestirilmis olusu gibi somut ve ozellestirilmistir; ama tabiî her iki durumda da somutluk ve genellik, gercekligin farkli alanlarini gosterir.

Ornegin sair;

Sevgilim kirmizi, kirmizi bir gule benzer

dediginde dil simgesel degildir; cunku, hicbir zaman, sozcuklerin tasidigi alisilmis anlamdan yola cikilarak dizenin aslindaki siirsel coskuyu icinde tasiyan bir aciklama yapilmak istenirse, “nisanlim, gulgillerden kirmizi renkli bir cicektir” diye bir sey soylenemez. Dize simgesel degildir. Dolayisiyla da onun somut olmasi zorunlulugu dusunulemez. Ama eger somut olmasaydi, ifadenin bu yeni bicimiyle dogru olmasi gerekirdi. Yani, soyut olsaydi kendine ozgu bir durum, saire, belli bir sevgiliye, bir ruh haline, bir zamana, bir siire ozgu bir ifade degil, oldukca genel bir ifade olurdu : soyle ki, konusan, nerede agzini acip da “sevgilim” diye baslasa, belli bir olguymus gibi aklina sevgilinin “kirmizi, kirmizi bir gul gibi” olusu gelirdi.

Ama siir soyut degil de simgesel olmayan somut bir dil olduguna gore, yazdigimiz ikinci bir siirde;

Sevgilim beyaz, beyaz bir guldur

ya da

Cicekler aciyor madem, sevgilim gul degildir

deme hakkini kazaniriz.

Ama simgesel olmayan soyut bir dille bu ifadeyi ancak ilkinden baska bir siir yapisi icinde, yani baska bir dilde yeniden kurmak hakkina sahip olabilirdik. Bu noktanin yanlis anlasilmasi, Plato’yu butun sairlere yalanci gozuyle bakmaya goturur : ama bu noktayi anlamis olan Sidney, sairin “yalanci olmadigini, cunku hicbir sey demedigini, hicbir seyi olumlamadigini” acikliyarak ona cevap verir.

Boylece siirdeki oznel genellestirmenin bu somut ozelligi, siire, yanilsamanin yari kabulunu vermeyi gerekli kilan seyden baskasi degildir – onun fantastik dunyasi icindeyken soylediklerini kabul etmek fakat butun romanlarin ve siirlerin butun soylediklerinin gercek maddi dunyada oldugu gibi yadsima ve celisme ilkelerinin uygulanacagi bir dunya meydana getirmesini istememek gibi bir yari kabul. Bu, romanlar ve siirler arasinda varolana benzer bir butunluk gerekmeyecegi demek degildir. Bu butunlenis estetigin alanidir. Herrick’i Milton’un altina, Shakespeare’i ise her ikisinin ustune siraya koymak ve onlarin nicin ve nasil ayrildiklarini genis ve karisik ayrintilarla aciklamak, estetigin asil gorevidir. Ama boyle bir is standart, butunlenmis ve bilimsel – yani ussal – degil de estetik bir dunya gorusu gerektirir. Sanatin mantigidir bu.

Bu somutlasma ve ozellik, siir gibi katkili olan ama karsi kutba daha yakin olan bilimsel kanit alanina da uygulanir. Herkes bilir ki biyoloji, fizik, toplumbilim ve ruhbilim, hepsinde ayri yasalarin uygulandigi alanlardir, ama daha genellestirilmis bir alana uygulanabilen bir yasanin daha az genellestirilmis herhangi bir alanda curutulmemesi gerektigini soyleyen birlestirici bir ilke de vardir : ornegin, toplumbilimin yasalari fizik yasalarini curutmez. Ayni sekilde siir de bu uygunlugu gostermelidir : hangi fantastik dunyada olursa olsun, onun yasantilari hep ayni “Ben”in basindan gecer; romanlar da ayni uygunlugu gostermelidir : “Ben” (karakter) ne olursa olsun, sahneler hep ayni insan toplumunun gercek dunyasinda uzanir; bu coskusal “ben”in yapisi ya da gercek dunya estetik yargiyi belirler. Bu ego, icinde belli bir sanat mantigi bulunan “dunya gorusu”dur gercekte.

Bu “katkililik”, ne bilimin ne de siirin “gercekten” dogru olmadiklari demek midir? Tam tersine. Cunku hakikat yalniz gerceklige, gercek somut : yasama uygulanabilir, ve gercek somut yasam ne tumden oznel ne de tumden nesnel degil, iki sey arasindaki (insanla Doga) bir diyalektik etkin iliski oldugu icindir ki bizim “dogru” olcutunu uygulayabilecegimiz, mucadelenin bu “katkili” urunleridir yalniz. Hakikat daima toplumsal insani gosterir – insanla iliskili olarak “dogru”dur bir sey. Dolayisiyla, Russell’in da gosterdigi gibi, matematigin olcutu hicbir zaman “dogru” degildir, degismezliktir. Ayni sekilde muzigin olcutu “guzellik”dir. Dilin, butun urunlerinde her ikisinin karisimini tasimasi insanin yasaminda daima Keats’in ongorusunu gerceklestirmeye can atmasindandir :

Guzellik hakikattir, hakikatsa guzellik;

cevreyi icguduye, degismezligi guzellige ve gerekliligi arzuya uydurmaya – bir kelimeyle, ozgur olmaya cabalamaktadir insan. Dil bu mucadelenin urunudur, cunku bir insanin degil, bir araya gelmis insanlarin mucadelesidir yapilan; dil ise bu birlesik mucadelenin aracidir; onun icin dilde, her yerde, insanin cevresinin oldugu kadar insanligin da damgasi vardir. Bilim nasil cevre kutbuna yakinsa siir de icgudusel kutba yakindir. Degismezlik, bilimin, guzellikse siirin erdemidir – hicbiri hicbir zaman saf guzellik ya da saf degismezlik olamaz, ama onlari gelisme yolunda ileri iten de bunu basarmak icin verdikleri mucadeledir. Bilim matematige, siirse muzige ozlemdir daima.

g) Siir yogun etkilenmelerle tanimlanir

Bunlar siire ozgu etkilenmelerdir, yani estetik etkilenmelerdir. “Kariniz dun oldu” gibi bir telgraf, okuyanda olaganustu yogun etkiler yapabilir, ama estetik etkiler degildir bunlar. Dil simgesel olarak kullanilmistir burada; bu telgrafi alan mutsuz koca, karisinin tehlikede oldugunu daha onceden bilseydi ve (cok cimri oldugu icin) karisinin olumu halinde bunun kendisine “Kippers” (ringa baliklari) gibi bir parola ile haber verilmesini soylemis olsaydi bu kisacik haberin yaratacagi etki yine ayni gucte olurdu. Telgraf siir biciminde de olsaydi ayni sey olacakti. The Times gazetesinin olum ilanlari sutununda yayimlanan siir bicimindeki haberler siirdeki bicim ozelliklerini tasir ve onlari oraya koyduranlar icin kuvvetli etkilere sahiptir; ama bu etkiler estetik etkiler degildir.

Bu iki durumda bir baska sey daha denenebilir. Bu olumlerle ilgili olmayan kimseler icin sozcukler ayni etkileri tasimayacaktir. Estetik olmayan etkiler bireyseldir, ortak degil; ve toplumsal yasantilara degil, ozel yasantilara baglidir. Bu yuzden, cosku toplumsal bir bicim icinde gerceklestirilemeyen ya da gerceklesmemis bir ozel kisisel yasantidan geliyorsa siirin bu coskusal anlam yukuyle yuklu olmasi yetmez. Cosku bir araya gelmis insanlarin yasantisindan cikmis olmalidir; boylece siirsel “Ben”in neden ibaret oldugunu goruruz. Matematigin sonsuzu, ne derece, bir kisinin algi dunyasinin sonsuzu ise, bu “Ben” de uygar bir toplumda o derece bir tek bireydir. Matematigin sonsuzu, maddi dunyanin : butun insanlarin algi dunyalarinca ortak dunyanin sonsuzudur. Siirin Ben’i ise bir arada yasayan butun insanlarin coskusal dunyalarinca ortak bir “Ben”dir. “Uygar toplumdaki birey” gorusunun hicbir zaman ustune cikamamis olan burjuva elestirisi, estetik nesneler ve coskulari digerlerinden ayiran seyin ne oldugu sorununu nasil cozebîlir? Estetik nesneler, bireysel insana degil bir arada yasayan insanlara ozgu coskular uyandirdiklari surece estetiktirler. Estetik coskunun tarafsiz, kesinliksiz ve nesnel ozelligi de buradan gelmektedir.

Ozetlersek: siir ritimlidir, baska dile cevrilemez, usa aykiridir, simgesel degildir, somuttur, yogun etkilenmelerle tanimlanir.

Bu temel ozellikler siirin yapisini bir butun olarak edebiyattan ayirmaya yeter; simdi siirin yontemini, islevini ve gelecegini daha yakindan incelemeye girisebiliriz.

Christopher CAUDWELL

3997
0
0
Yorum Yaz